Müge Güngören’in, yabancı bir ülkede yaşamanın sebep olduğu sorunlar, birleşim ve Avrupa Birliği hakkında söyledikleri çok insani. Bunu da Müge aslında çocukluk arkadaşım olduğu için değil, ama, kendi hayatından ve tecrübelerinden çekip çıkardığı ayrıntılarda, neredeyse nostaljik bir umudun ve hüzünlü bir yenilginin kokusu duyulduğu için söylüyorum. Ve bence bu iki öğe de, Avrupalı ya da değil, birçok normal insanın hayatının bir parçası.
Tabii ki Müge Güngören Türkiye’yi temsil etmiyor, ama kendisinin Türk pasaportu var. Devletler ve birçok insan için de esas önemli olan şeyin kişiler değil, ama belgeler ve vesikalık fotoğraflar olduğunu gayet iyi biliyoruz. Müge’nin düşünceleri ve yaşama şekli, Avrupalıların Türkler hakkındaki kalıplarına hiç uymuyor tabii. Benim amacım da zaten Türkiye’nin başka bir yüzünü göstermekti. Türkiye’de onun gibi düşünenler ve yaşayanlar azınlıkta olabilir, hatta yenildikleri bile söylenebilir, ancak bunun evrensel bir sorun olduğunu unutmayalım. O halde, sizce de, hep birlikte, içinde anne, baba ve oğul/kız olmayı yeniden öğrenip, yeniden insan olabileceğimiz çeşitli muhabbet bölgeleri (Geçici Otonom Bölgeler’e gönderme yapıyorum) yaratmaya çalışmamız gerekmiyor mu? Çünkü insan değilsek, hayvanız demektir.