B
u
ş
i
i
r
s
a
d
e
c
e
a
b
c
ç
d
e
f
g
h
ı
i
j
k
l
m
n
o
ö
p
r
s
ş
t
u
ü
v
y
z
m
i
?
La Banda Umana #1′in videosu.
Seni zor taşıyorum. Gerçekliğini de yaşayamıyorum. Ne seni taşıyabiliyorum ne de gerçekliğini yaşayabiliyorum.
Tabii ki Müge Güngören Türkiye’yi temsil etmiyor, ama kendisinin Türk pasaportu var. Devletler ve birçok insan için de esas önemli olan şeyin kişiler değil, ama belgeler ve vesikalık fotoğraflar olduğunu gayet iyi biliyoruz. Müge’nin düşünceleri ve yaşama şekli, Avrupalıların Türkler hakkındaki kalıplarına hiç uymuyor tabii. Benim amacım da zaten Türkiye’nin başka bir yüzünü göstermekti. Türkiye’de onun gibi düşünenler ve yaşayanlar azınlıkta olabilir, hatta yenildikleri bile söylenebilir, ancak bunun evrensel bir sorun olduğunu unutmayalım. O halde, sizce de, hep birlikte, içinde anne, baba ve oğul/kız olmayı yeniden öğrenip, yeniden insan olabileceğimiz çeşitli muhabbet bölgeleri (Geçici Otonom Bölgeler’e gönderme yapıyorum) yaratmaya çalışmamız gerekmiyor mu? Çünkü insan değilsek, hayvanız demektir.
Bu film, Mayıs 2008′de İstanbul’da İlker Canikligil tarafindan çekilip kurgulandı.
Dün, sabah 10′dan öğledensonra 5′e kadar çalıştım (tabii 1 saatlik öğlen yemeği molasını unutmamak lazım).
İlk önce gövde içi yazılarını bitirdim.
Sonra kaburgaları biraz daha ortaya çıkardım.
Heykelin son durumu şöyle:
Bu aşamada bacaklar konusunda ciddi bir sorunla karşı karşıyayım. Bir şekilde bu heykelin nasıl ayakta duracağını bulmam lazım. Bacaklar çürük ve kurtlar tarafından yenmiş. Herhalde birkaç gün ara vereceğim.
Pazar günü (10 ağustos) sabahtan öğlen yemeğine kadar çalıştım.
Kalbin bu şekilde kalmasına karar verdikten sonra biraz çerçevesini genişlettim.
Sonra gövde içine “acı” kelimesini oymaya başladım. Daha kaç satır oyacağıma bugün karar vereceğim.
İşte heykelin son durumu:
Bugün öğleden sonra çalıştım. İlk önce bir baltayla heykelin bacaklarını ayırdım.
Daha sonra kaburgaları derinleştirdim.
Kalp konusunda kararımı yarın vereceğim.
Gün sonunda heykelin durumu:
Bugün yeni bir heykel yapmaya başladım. Bu heykelin bütün yapılış sürecini burada sizlere anlatacağım.
Bu ağaç gövdesini geçtiğimiz pazar günü buldum (3 ağustos). Görür görmez bu parçadan bir heykel yapmaya karar verdim. Tabii aklıma ilk gelen şey bir insan gövdesi oldu. Bu, kafası ve bacakları kesilmiş, kolları koparılmış gövdeye bakıp ne yapabileceğimi düşünürken ister istemez “acı çekmek” hakkında düşünmeye başladım. Heykelin ismini “Acı” koydum.
Bu sabah gövdeyi bulduğum çiftliğe gidip çalışmaya başladım. İlk önce çürük kısımları temizledim. Sonra bacak ölçülerini belirledim ve kesilecek kısmı belirgin hale getirmek için oymaya başladım.
Sonra kütük üzerinde göğüskafesinin ve kalbin bulunacağı yeri belirleyip kalbi oymaya başladım. (Kalp işi nasıl sonuçlanacak henüz ben de bilmiyorum.)
Sonra kaburgaları oymaya başladım. (Tabii altı kaburga, yedi kaburga ve kaburga kırıkları üzerine karımın yeğeniyle uzun bir muhabetimiz oldu. Türk olsaydı yemek konusuna da girerdik, eksik kaldı.)
Birinci günün çalışmaları burada bitti. İşte heykelin gün sonundaki hali:
Son olarak çalışırken çekilmiş fotoğraflarım: